Bağışıklık sistemi kendine saldırıyor, sessiz iç savaşa dikkat

SAĞLIK (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 17.08.2026 - 10:30, Güncelleme: 17.08.2026 - 09:59
 

Bağışıklık sistemi kendine saldırıyor, sessiz iç savaşa dikkat

Bağışıklık sistemi kendine saldırıyor, sessiz iç savaşa dikkat
Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sisteminin, doğası gereği virüs, bakteri ve toksinleri "yabancı" olarak tanımladığını ve onları yok etmek üzere optimize edildiğini, bu karmaşık savunma ağının, bazen moleküler bir hata sonucunda kendi dokularını da "yabancı" olarak algılayarak onlara karşı saldırıya geçtiğini belirten Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, tıpta otoimmünite olarak adlandırılan bu fenomenin, vücudun kendi öz kaynaklarını hedef almasıyla sonuçlanan patolojik bir süreç olduğunu söyledi.Son yıllarda kliniğe başvuran hastaların profillerinde dikkat çekici bir değişim gözlemlenirken, bu sorunlar artık sadece enfeksiyonlar veya klasik metabolik sorunlarla değil, vücudun kendi içinde başlattığı "sessiz bir iç savaş" ile karakterize olan, karmaşık ve sistemik otoimmün tablolarla kendini gösteriyor. Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu yükselişin sadece bir teşhis artışı olarak değil, modern insanın biyolojik dokusunun çevresel değişime verdiği radikal bir yanıt olarak görüldüğünün altını çizdi.Bağışıklık mekanizması kendisini tanımayabilirBağışıklık sisteminin normal şartlarda kendi dokularını tanıyıp onlara tolerans göstermek üzere eğitildiğini belirten Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu tolerans mekanizmasının bozulmasıyla düzenleyici T-hücrelerinin görevini yapamaz hale geldiğini ve oto-antikorların üretilerek eklemler, cilt, tiroit bezi ve sinir sistemi gibi sağlıklı dokuların düşman muamelesi gördüğünü ifade etti. Akyürek, "Etkilenen bölgeye göre çeşitlilik gösteren kronik inflamasyon ve doku harabiyeti görülür. Bu durumun klinik yansıması, teşhis edilmesi bazen yılları bulan ’multi-sistemik’ belirtilerdir. Yorgunluk, açıklanamayan ağrılar, eklem hassasiyeti ve sindirim sorunları, sistemik bir inflamasyonun öncü işaretleri olabilir. Epidemiyolojik veriler, son birkaç on yılda otoimmün hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış olduğunu göstermektedir. Otoimmün hastalıkların artışında genetik yatkınlığın bir anahtar olduğu da gerçektir, ancak genetik tek başına bir açıklama sunamaz. Bu yükselişin tek bir nedeni olmamakla birlikte, modern hayatın etkileri olarak özetlenebilecek çok faktörlü bir tablo ile karşı karşıyayız" dedi.Bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan faktörlerDoç. Dr. Ömer Akyürek şöyle devam etti: "Hijyen hipotezi ve mikro biyom değişimi vücudun bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor olması sık rastladığımız nedenler arasındadır. Modern dünyada aşırı sterilizasyon ve çocukluk çağında enfeksiyonlara maruziyetin azalması, bağışıklık sisteminin ’eğitilme’ sürecini aksatmaktadır. Bağırsak mikro biyomunun (mikroorganizma çeşitliliği) zayıflaması, bağışıklık sisteminin dengeleyici sinyallerini de kaybetmesine neden olur. Rafine şeker, işlenmiş yağlar ve yapay katkı maddeleri ile dolu modern beslenme biçimi, bağırsak bariyerinin geçirgenliğini artırabilir. Bağırsak bariyerindeki bu hasar, bağışıklık sisteminin sürekli olarak ’tetikte’ kalmasına ve aşırı tepki göstermesine yol açar. Bir diğer etken olarak endüstriyel kimyasallar, mikro plastikler ve ağır metaller vücutta bir stres yükü oluşturur. Bugün, evlerimizdeki plastiklerden kişisel bakım ürünlerine kadar binlerce kimyasala maruz kalıyoruz. Bu endokrin bozucular, sadece hormon dengemizi değil, aynı zamanda bağışıklık hücrelerimizin sinyalizasyon yollarını da bozuyor. Sistem, uzun süreli bir kafa karışıklığı yaşıyor. Bunun üzerine eklenen kronik psikolojik stres, kortizol dengesini bozarak bağışıklık sisteminin düzenleme kapasitesini sekteye uğratır. Ayrıca eklemek gerekir ki modern insanın kapalı alanlarda geçirdiği süre, bağışıklık sistemini düzenleyen en kritik faktörlerden biri olan D vitamini sentezinin de azalmasına neden olmuştur. D vitamini eksikliği, otoimmün yanıtın tetiklenmesi için zemin hazırlayan önemli bir risk faktörüdür."Bağışıklık sisteminin kendine yaptığı saldırı nasıl durdurulurOtoimmün hastalıkların yükselişinin, biyolojik sistemin modern yaşam tarzına uyum sağlama hızını aştığını göstermekte olduğunu belirten Doç. Dr. Ömer Akyürek, "Tedavi süreçlerinde de artık yalnızca semptomları baskılayan ilaçlar yeterli değildir; bağışıklık sistemini tekrar eğitmeyi ve sistemi yatıştırmayı hedefleyen bütüncül yaklaşımlar (mikro biyom sağlığı, anti-inflamatuar beslenme, stres yönetimi) tıp dünyasının merkezine yerleşmiş durumdadır. Bağışıklık sistemimiz bir düşman değil, bir aynadır. Kendimize yaptığımızın bir yansıması olarak, dış dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemek, bu kendine saldırı sürecini durdurmanın anahtarı olabilir. Güncel yaklaşımımız da artık şu temellere dayanıyor: İlk olarak inflamasyonun kaynağını bulmak. Hastanın beslenme düzeni, gizli alerjileri veya mikro biyom dengesizliğini optimize etmek. İkincisi, mikro besin desteği sağlamak. D vitamini, magnezyum, omega-3 ve selenyum gibi, bağışıklığı dengeleyen faktörlerin seviyelerini ideal düzeye getirmek. Son olarak, yaşam tarzında değişim yapmak. Stres yönetimi bir lüks olarak değil, biyolojik bir zorunluluk olarak görmek. Unutulmamalı ki parasempatik sinir sistemini aktive eden teknikler, otoimmün alevlenmeleri azaltmada en az ilaçlar kadar güçlü etkiler gösterebilmektedir. Otoimmünite sadece bir hastalık değil, sistemin size gönderdiği bir yardım çağrısıdır. Vücut, çevresel baskılar altında bir tercih yapmak zorunda kalmış ve hatalı bir savunma stratejisi geliştirmiştir. Bizim görevimiz, bu sistemi tekrar dengeye getirmek için hastayı bir bütün olarak ele almaktır. Geleceğin tıbbı, sadece organ bazlı tedavilerde değil, sistemin bütününde sağlanan bu bağışıklık uyumunda yatmaktadır. Eğer kendinizi sürekli yorgun, huzursuz ve doğru çalışmıyor gibi hissediyorsanız, bu semptomları geçiştirmeyin; çünkü vücudunuzun dili, bazen bağışıklık sisteminin verdiği bu sessiz tepkilerle konuşur" ifadelerini kullandı.
Bağışıklık sistemi kendine saldırıyor, sessiz iç savaşa dikkat
Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sisteminin, doğası gereği virüs, bakteri ve toksinleri "yabancı" olarak tanımladığını ve onları yok etmek üzere optimize edildiğini, bu karmaşık savunma ağının, bazen moleküler bir hata sonucunda kendi dokularını da "yabancı" olarak algılayarak onlara karşı saldırıya geçtiğini belirten Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, tıpta otoimmünite olarak adlandırılan bu fenomenin, vücudun kendi öz kaynaklarını hedef almasıyla sonuçlanan patolojik bir süreç olduğunu söyledi.
Son yıllarda kliniğe başvuran hastaların profillerinde dikkat çekici bir değişim gözlemlenirken, bu sorunlar artık sadece enfeksiyonlar veya klasik metabolik sorunlarla değil, vücudun kendi içinde başlattığı "sessiz bir iç savaş" ile karakterize olan, karmaşık ve sistemik otoimmün tablolarla kendini gösteriyor. Medicana Konya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu yükselişin sadece bir teşhis artışı olarak değil, modern insanın biyolojik dokusunun çevresel değişime verdiği radikal bir yanıt olarak görüldüğünün altını çizdi.

Bağışıklık mekanizması kendisini tanımayabilir
Bağışıklık sisteminin normal şartlarda kendi dokularını tanıyıp onlara tolerans göstermek üzere eğitildiğini belirten Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu tolerans mekanizmasının bozulmasıyla düzenleyici T-hücrelerinin görevini yapamaz hale geldiğini ve oto-antikorların üretilerek eklemler, cilt, tiroit bezi ve sinir sistemi gibi sağlıklı dokuların düşman muamelesi gördüğünü ifade etti. Akyürek, "Etkilenen bölgeye göre çeşitlilik gösteren kronik inflamasyon ve doku harabiyeti görülür. Bu durumun klinik yansıması, teşhis edilmesi bazen yılları bulan ’multi-sistemik’ belirtilerdir. Yorgunluk, açıklanamayan ağrılar, eklem hassasiyeti ve sindirim sorunları, sistemik bir inflamasyonun öncü işaretleri olabilir. Epidemiyolojik veriler, son birkaç on yılda otoimmün hastalıkların görülme sıklığında belirgin bir artış olduğunu göstermektedir. Otoimmün hastalıkların artışında genetik yatkınlığın bir anahtar olduğu da gerçektir, ancak genetik tek başına bir açıklama sunamaz. Bu yükselişin tek bir nedeni olmamakla birlikte, modern hayatın etkileri olarak özetlenebilecek çok faktörlü bir tablo ile karşı karşıyayız" dedi.

Bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan faktörler
Doç. Dr. Ömer Akyürek şöyle devam etti: "Hijyen hipotezi ve mikro biyom değişimi vücudun bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor olması sık rastladığımız nedenler arasındadır. Modern dünyada aşırı sterilizasyon ve çocukluk çağında enfeksiyonlara maruziyetin azalması, bağışıklık sisteminin ’eğitilme’ sürecini aksatmaktadır. Bağırsak mikro biyomunun (mikroorganizma çeşitliliği) zayıflaması, bağışıklık sisteminin dengeleyici sinyallerini de kaybetmesine neden olur. Rafine şeker, işlenmiş yağlar ve yapay katkı maddeleri ile dolu modern beslenme biçimi, bağırsak bariyerinin geçirgenliğini artırabilir. Bağırsak bariyerindeki bu hasar, bağışıklık sisteminin sürekli olarak ’tetikte’ kalmasına ve aşırı tepki göstermesine yol açar. Bir diğer etken olarak endüstriyel kimyasallar, mikro plastikler ve ağır metaller vücutta bir stres yükü oluşturur. Bugün, evlerimizdeki plastiklerden kişisel bakım ürünlerine kadar binlerce kimyasala maruz kalıyoruz. Bu endokrin bozucular, sadece hormon dengemizi değil, aynı zamanda bağışıklık hücrelerimizin sinyalizasyon yollarını da bozuyor. Sistem, uzun süreli bir kafa karışıklığı yaşıyor. Bunun üzerine eklenen kronik psikolojik stres, kortizol dengesini bozarak bağışıklık sisteminin düzenleme kapasitesini sekteye uğratır. Ayrıca eklemek gerekir ki modern insanın kapalı alanlarda geçirdiği süre, bağışıklık sistemini düzenleyen en kritik faktörlerden biri olan D vitamini sentezinin de azalmasına neden olmuştur. D vitamini eksikliği, otoimmün yanıtın tetiklenmesi için zemin hazırlayan önemli bir risk faktörüdür."

Bağışıklık sisteminin kendine yaptığı saldırı nasıl durdurulur
Otoimmün hastalıkların yükselişinin, biyolojik sistemin modern yaşam tarzına uyum sağlama hızını aştığını göstermekte olduğunu belirten Doç. Dr. Ömer Akyürek, "Tedavi süreçlerinde de artık yalnızca semptomları baskılayan ilaçlar yeterli değildir; bağışıklık sistemini tekrar eğitmeyi ve sistemi yatıştırmayı hedefleyen bütüncül yaklaşımlar (mikro biyom sağlığı, anti-inflamatuar beslenme, stres yönetimi) tıp dünyasının merkezine yerleşmiş durumdadır. Bağışıklık sistemimiz bir düşman değil, bir aynadır. Kendimize yaptığımızın bir yansıması olarak, dış dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemek, bu kendine saldırı sürecini durdurmanın anahtarı olabilir. Güncel yaklaşımımız da artık şu temellere dayanıyor: İlk olarak inflamasyonun kaynağını bulmak. Hastanın beslenme düzeni, gizli alerjileri veya mikro biyom dengesizliğini optimize etmek. İkincisi, mikro besin desteği sağlamak. D vitamini, magnezyum, omega-3 ve selenyum gibi, bağışıklığı dengeleyen faktörlerin seviyelerini ideal düzeye getirmek. Son olarak, yaşam tarzında değişim yapmak. Stres yönetimi bir lüks olarak değil, biyolojik bir zorunluluk olarak görmek. Unutulmamalı ki parasempatik sinir sistemini aktive eden teknikler, otoimmün alevlenmeleri azaltmada en az ilaçlar kadar güçlü etkiler gösterebilmektedir. Otoimmünite sadece bir hastalık değil, sistemin size gönderdiği bir yardım çağrısıdır. Vücut, çevresel baskılar altında bir tercih yapmak zorunda kalmış ve hatalı bir savunma stratejisi geliştirmiştir. Bizim görevimiz, bu sistemi tekrar dengeye getirmek için hastayı bir bütün olarak ele almaktır. Geleceğin tıbbı, sadece organ bazlı tedavilerde değil, sistemin bütününde sağlanan bu bağışıklık uyumunda yatmaktadır. Eğer kendinizi sürekli yorgun, huzursuz ve doğru çalışmıyor gibi hissediyorsanız, bu semptomları geçiştirmeyin; çünkü vücudunuzun dili, bazen bağışıklık sisteminin verdiği bu sessiz tepkilerle konuşur" ifadelerini kullandı.

Konya HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ehaber.tv.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.