Ben Başıma Gelenle Tanımlı Değilim
Hayat, çoğu zaman kimseye sormadan yaşatır.
Haksızlıklar, kayıplar, yarım kalan ilişkiler, cevapsız bırakılan sorular…
İnsan bir noktada kendini şunun içinde bulur:
“Bunlar benim başıma geldi, demek ki ben buyum.”
Oysa en büyük yanılgı tam da buradadır.
Başıma gelenler, beni anlatmaz.
Onlar sadece birer deneyimdir.
İnsanı tanımlayan şey; yaşadıkları değil,
yaşadıklarından sonra nerede durmayı seçtiğidir.
Kurban psikolojisi, çoğu zaman haklı bir yerden doğar.
Evet, haksızlığa uğranmıştır.
Evet, emek karşılıksız kalmıştır.
Ama bu duygunun kalıcı bir kimliğe dönüşmesi,
kişiyi hayattan geri çeker.
Affetmek burada yanlış anlaşılır.
Affetmek; yapılanı onaylamak değildir.
Unutmak hiç değildir.
Affetmek, yaşananların insanın iç dünyasını işgal etmesine izin vermemektir.
Sınırlarla birlikte affetmek mümkündür.
Hatta sağlıklı olan da budur.
Çünkü sınır; sertlik değil, özsaygıdır.
Bazı insanlar değişmez.
Bazı durumlar düzelmez.
Ama insanın kendisi değişebilir.
Bu değişim; geçmişi inkâr etmek değil,
ona takılı kalmamayı seçmektir.
Kendini yalnızca yaşadıklarıyla tanımlayan biri,
geleceğini de geçmişin gölgesinde kurar.
Oysa farkındalıkla bakıldığında şunu görmek mümkündür:
Yaşananlar insanı yaralayabilir ama
tanımlamak zorunda değildir.
Şükür, tam da bu noktada başlar.
Kendini mağdur hissetmeden,
öfkeye tutunmadan,
hayata daha net bir yerden bakabilmek…
Ben başıma gelenle tanımlı değilim.
Ben, yaşadıklarımdan sonra
kendime nerede durduğumla tanımlıyım.
