Cemal ÇINAR (Araştırmacı-yazar)
Köşe Yazarı
Cemal ÇINAR (Araştırmacı-yazar)
 

KORKUTMAK YERİNE SEVDİRMEK

Aziz İslam kültür külliyatının temel kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’da sevgi esas, korkutmak arızidir. Kâinatın yaratılışını Yüce Allah zor altında kalarak yaratmamıştır. Kendi ind-i ilahîsinde yaratılanları severek yaratmıştır. Yaratmış olduğu milyonlarca galaksiyi sevdiği için yaratmıştır. Bu galaksilerden biri ve dünyamızın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisi ve onda bulunan dünya gezegenini sevdiği için hayata müsait bir şekilde yaratmıştır. Bu gezegende bulunan birçok canlı ve cansız varlığı severek yaratmıştır. Bu canlılar içinde insanoğlunu sevdiği için dünyanın tasarrufunu insana vermiştir. İnsana diğer varlıklardan farklı olarak akıl, vahiy, nübüvvet, risalet, tefekkür ve özgür irade vermiştir. Bu özgür irade ile onlara hak ile bâtılı ayırt edecek izanı vermiştir. Bütün bunları mecbur olduğu için değil, sevdiği için vermiştir. Bu sevgiyi dört varlık ile tebarüz ederek kayıt altına alıp beyan etmiştir. Bunlar; Yüce Allah, akıl, risalet ve vahiydir. İslam kültür külliyatının temel esaslarında ilah, resul ve kitap ile her şey kendi değeri içinde kıymet alır. Bu bağlamda Kur’an, ilah–insan ilişkisi üzerinden bir göz atalım. Bu ilişkinin sevgi veya korku üzerine mebnî olduğunu araştırdığında sevgiye dayalı olduğunu rahatlıkla görebilecektir. Kitabın başı “Rahman ve Rahim” ile başlayıp “Nas” ile bitmesi bize bu manada çok şey verdiği kanaatindeyim. Yani, merhametle başlayıp “Nas” ile bitmesi bize şunu gösterir: Bu ilahî kitap insana acıyarak, ona şefkat ve merhamet göstererek insanı muhatap almıştır. Benim Kur’anî tasavvurumda bu ilişkinin sevgi üzerine kurulduğunu kanıtlamada yeterli bir izahattır. Ancak konunun daha iyi ve kapsamlı bir şekilde anlaşılması için şüphesiz ki izaha mahal olan bir durumdur. Yüce Allah, “Rahman ve Rahim” (Fatiha/1) ile başlar. Yaratan bir Hâlık olarak kendini “Rabbü’l-Âlemin” (Fatiha/2) diye tanıtır. Hayatın nizam ve intizamını içinde barındıran, hayatın tüm yasalarını câmi olan Kitabullah’ı insanların doğruyu bulmaları için “Hüden li’l-Müttakîn/Nas” (Bakara/2) diye takdim eder. Mekânsal olarak belirli bir istikamete bağlanılmaları için, bu yönde dünyanın kalbi olan “Kâbetullah’ı” “Hüden li’l-Âlemin” (Âl-i İmrân/96) olarak tabyin eder. Gönderdiği peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’i (sav) bütün âlemlere “Rahmet” (Enbiyâ/107) olarak gönderdiğini ve bu manada insanı muhatap (Nas/6) alarak beyan eder. Kısaca, insanlara şefkat ve merhametle muamele edeceğini beyan ederek kitabına sevgi içerikli cümlelerle başladığını insana hitap etmiştir. Kendisini, kitabını, peygamberini ve Kâbe’sini sevgi ve merhamet içerikli tanıtan Allah’tan “korkun” demekten daha çok “sevin” denilmesi gerekmez mi? Demem o ki, Kur’an’da sevgi asli, korku arızidir. Ne var ki Hristiyanların düştüğü boşluğu da düşmemek gerekir. Şöyle ki; Hristiyanlar korkuyu tamamen yok sayıp dini salt manada sevgiye bindirmişlerdir. Dolayısıyla zalim ve mazlumu aynı potada sunarak dinin otokontrolünü devre dışı bırakarak ilahî adaleti yanlış sevgi tahayyüllerine kurban etmişlerdir. Yaşam için sevgi, adalet için korku olmalı. Batı Hristiyanlıkta sadece sevgi, İslam’da ise sevgi ile korku yerine göre birbirini tamamlayan iki unsurdur. Ancak sevgi esas, korku arızidir. Günümüz İslami toplumlarda Yüce Allah sürekli kendisinden korkulan bir azap gücü olarak tanıtılmaktadır. Yüce Allah sürekli suçluyu yakalamaya çalışan ve elinden kimsenin kurtulamayacağı güvenlik gücü ve karakol komutanı gibi tanıtılması vahyin ruhuna uygun düşmemektedir. Korkuyu devreden çıkarıp “ne yaparsan yap, tüm kötülüklere Mesih’in çarmıha asılmasıyla her insanın kurtulacağı” bir düşünce ilahî sisteme temelden ters düşmektedir. Aynen bunun kadar bir yanlış da, korkuyu her amelin önüne koyarak sevgiden daha çok korkuyu öne çıkarmak da o kadar yanlıştır. Çünkü Kur’an’ın üzerine bina edildiği temel kaidelerden biri ve birincisi “Emr-i bi’l-ma’rûf ve Nehy-i ani’l-münker” temel ilkesidir. O da ma’rûfun münkerden önce zikredilmesidir. Korkuyu öne alındığında ise münker ma’rûftan öne alınmış olur ki bu da Kur’an ve Sünnet’in ruhuna uygun değildir. Kısaca Kur’an epistemolojisinde korkuyu dinden tamamen kaldırarak ilahî adalete halel vermek yanlış bir dinî tasavvurdur. En az bunun kadar sevgiyi arkaya atarak korku üzerine bir dini ibna ve inşa etmeye çalışmak da o kadar yanlış bir dinî tasavvurdur. Bu hiçbir dine yakışmayan paradoksu, aziz İslam dini ile yan yana zikretmeye çalışmak ise asla mümkün değildir.
Ekleme Tarihi: 12 Aralık 2025 -Cuma

KORKUTMAK YERİNE SEVDİRMEK

Aziz İslam kültür külliyatının temel kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’da sevgi esas, korkutmak arızidir.

Kâinatın yaratılışını Yüce Allah zor altında kalarak yaratmamıştır. Kendi ind-i ilahîsinde yaratılanları severek yaratmıştır. Yaratmış olduğu milyonlarca galaksiyi sevdiği için yaratmıştır. Bu galaksilerden biri ve dünyamızın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisi ve onda bulunan dünya gezegenini sevdiği için hayata müsait bir şekilde yaratmıştır. Bu gezegende bulunan birçok canlı ve cansız varlığı severek yaratmıştır. Bu canlılar içinde insanoğlunu sevdiği için dünyanın tasarrufunu insana vermiştir.

İnsana diğer varlıklardan farklı olarak akıl, vahiy, nübüvvet, risalet, tefekkür ve özgür irade vermiştir. Bu özgür irade ile onlara hak ile bâtılı ayırt edecek izanı vermiştir. Bütün bunları mecbur olduğu için değil, sevdiği için vermiştir. Bu sevgiyi dört varlık ile tebarüz ederek kayıt altına alıp beyan etmiştir. Bunlar; Yüce Allah, akıl, risalet ve vahiydir. İslam kültür külliyatının temel esaslarında ilah, resul ve kitap ile her şey kendi değeri içinde kıymet alır.

Bu bağlamda Kur’an, ilah–insan ilişkisi üzerinden bir göz atalım. Bu ilişkinin sevgi veya korku üzerine mebnî olduğunu araştırdığında sevgiye dayalı olduğunu rahatlıkla görebilecektir. Kitabın başı “Rahman ve Rahim” ile başlayıp “Nas” ile bitmesi bize bu manada çok şey verdiği kanaatindeyim. Yani, merhametle başlayıp “Nas” ile bitmesi bize şunu gösterir: Bu ilahî kitap insana acıyarak, ona şefkat ve merhamet göstererek insanı muhatap almıştır. Benim Kur’anî tasavvurumda bu ilişkinin sevgi üzerine kurulduğunu kanıtlamada yeterli bir izahattır. Ancak konunun daha iyi ve kapsamlı bir şekilde anlaşılması için şüphesiz ki izaha mahal olan bir durumdur.

Yüce Allah, “Rahman ve Rahim” (Fatiha/1) ile başlar. Yaratan bir Hâlık olarak kendini “Rabbü’l-Âlemin” (Fatiha/2) diye tanıtır. Hayatın nizam ve intizamını içinde barındıran, hayatın tüm yasalarını câmi olan Kitabullah’ı insanların doğruyu bulmaları için “Hüden li’l-Müttakîn/Nas” (Bakara/2) diye takdim eder. Mekânsal olarak belirli bir istikamete bağlanılmaları için, bu yönde dünyanın kalbi olan “Kâbetullah’ı” “Hüden li’l-Âlemin” (Âl-i İmrân/96) olarak tabyin eder. Gönderdiği peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’i (sav) bütün âlemlere “Rahmet” (Enbiyâ/107) olarak gönderdiğini ve bu manada insanı muhatap (Nas/6) alarak beyan eder.

Kısaca, insanlara şefkat ve merhametle muamele edeceğini beyan ederek kitabına sevgi içerikli cümlelerle başladığını insana hitap etmiştir. Kendisini, kitabını, peygamberini ve Kâbe’sini sevgi ve merhamet içerikli tanıtan Allah’tan “korkun” demekten daha çok “sevin” denilmesi gerekmez mi? Demem o ki, Kur’an’da sevgi asli, korku arızidir. Ne var ki Hristiyanların düştüğü boşluğu da düşmemek gerekir. Şöyle ki; Hristiyanlar korkuyu tamamen yok sayıp dini salt manada sevgiye bindirmişlerdir. Dolayısıyla zalim ve mazlumu aynı potada sunarak dinin otokontrolünü devre dışı bırakarak ilahî adaleti yanlış sevgi tahayyüllerine kurban etmişlerdir. Yaşam için sevgi, adalet için korku olmalı. Batı Hristiyanlıkta sadece sevgi, İslam’da ise sevgi ile korku yerine göre birbirini tamamlayan iki unsurdur. Ancak sevgi esas, korku arızidir.

Günümüz İslami toplumlarda Yüce Allah sürekli kendisinden korkulan bir azap gücü olarak tanıtılmaktadır. Yüce Allah sürekli suçluyu yakalamaya çalışan ve elinden kimsenin kurtulamayacağı güvenlik gücü ve karakol komutanı gibi tanıtılması vahyin ruhuna uygun düşmemektedir. Korkuyu devreden çıkarıp “ne yaparsan yap, tüm kötülüklere Mesih’in çarmıha asılmasıyla her insanın kurtulacağı” bir düşünce ilahî sisteme temelden ters düşmektedir. Aynen bunun kadar bir yanlış da, korkuyu her amelin önüne koyarak sevgiden daha çok korkuyu öne çıkarmak da o kadar yanlıştır. Çünkü Kur’an’ın üzerine bina edildiği temel kaidelerden biri ve birincisi “Emr-i bi’l-ma’rûf ve Nehy-i ani’l-münker” temel ilkesidir. O da ma’rûfun münkerden önce zikredilmesidir. Korkuyu öne alındığında ise münker ma’rûftan öne alınmış olur ki bu da Kur’an ve Sünnet’in ruhuna uygun değildir.

Kısaca Kur’an epistemolojisinde korkuyu dinden tamamen kaldırarak ilahî adalete halel vermek yanlış bir dinî tasavvurdur. En az bunun kadar sevgiyi arkaya atarak korku üzerine bir dini ibna ve inşa etmeye çalışmak da o kadar yanlış bir dinî tasavvurdur. Bu hiçbir dine yakışmayan paradoksu, aziz İslam dini ile yan yana zikretmeye çalışmak ise asla mümkün değildir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ehaber.tv.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

15
Ağustos
03
Aralık
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.